
GÖÇ ve PSİKOSOMATİK:
Söylenmeyen Sözcükler Nereye Gider?
Sedef Ayhan
Klinik Psikolog ve Psikoterapist
Cope Cod Morning, Edward Hopper, 1950
Yunanca “ruh” anlamına gelen “psyche” ile “beden” anlamına gelen “soma” sözcüklerinin birleşmesinden oluşan psikosomatik kavramı, psikolojik kökenleri olan bedensel hastalıkları tarif etmek için kullanılır.
Ağrıların, sindirim sistemi sorunlarının, cinsel işlev bozukluklarının, deri, solunum ve kalp hastalıklarının… pek çoğu psikosomatiktir. İlaç ve başka bir takım fiziksel tedavilere “o an” yanıt verseler de kişilerin stres, kaygı ve kırılganlık düzeyleri artıp baş etme becerileri zayıfladığında yeniden sahnedeki yerlerini alırlar.
Vücudumuz sanki bir parça kağıtmış gibi, tüm gücümüzle bastırdığımız, içsel konuşmalarımıza bile dahil edemediğimiz ve kimselere dile getiremediğimiz şeyleri oraya yazıp çizerek “görünür” olmak isterler: beni gör, beni fark et, bana anlam ver ve beni iyi et!
Yani başlıkta sorduğumuz “söylenmeyen sözcüklerimiz” hiçbir yere gitmez; hep oradadırlar. Birikir, çoğalır, taşar ve bizi “hasta” ederler.
Göçmenlerle yürüttüğüm psikoterapi çalışmalarında, geçmişte psikosomatik hastalık öyküsü olan kişiler, özellikle göçle birlikte bu hastalıklarının “hortladığından” ve iyileşmelerinin daha uzun sürdüğünden söz ediyorlar.
Yaşadıkları yoğun ayrılık ve kayıp duygularıyla yüklü ve bir türlü dağılmayan yas bulutlarının onlara ağrılar, sızılar, nefes darlıkları ve deri döküntüleri… getirdikleri aşikar. Ama bu sefer belki de ilk kez tanıştıkları bir şey daha var: yeni ülkedeki dil bariyeri.
Yıllar içinde zaten söyleyemedikleri o sözcükleri, şimdi bir de başka bir dilde dile getirilemeyen sayısız sözcükle çoğalttılar. Belki anlaşılmayacaklarını düşündüler, belki o dilde nasıl söylendiğini bilemediler ancak halihazırda psikosomatik yapılarında inşa ettikleri irili ufaklı ve “söz geçirmeyen” o ruhsal bariyerlerine şimdi bir de kapkalın bir “dil bariyeri” eklediler.
Ve ikinci dillerindeki o suskunluk, kendine yine bedenlerinde yer buldu. Bir kez daha “beni gör, beni fark et, bana anlam ver ve beni iyi et!” diyebilmek için.
