
GÖÇÜN PSİKANALİTİK YANSIMALARI I: GİRİŞ
Ozan Erkovan
Herkes Anayurt Oteli’nde bir süre misafir edilir. Ama kimse o otelde kalıcı olmaz. Ortalama 280 gün sonra barındırdığı tüm tekinsizliği ve sunduğu tüm özgürlük imkânlarıyla dünya bizi içine alır ve kucaklar (yeterince şanslıysak). Heidegger’in baktığı yerden ifade etmek gerekirse, benliğimiz dünyaya fırlatılmış (geworfen) bir olanaktır.

GÖÇMENİN YASI
Sedef Ayhan
“Doğduğum ev artık yavrusunu tanımayan bir hayvan gibi bakıyor uzaklara”
Geçiyordum Uğradım, Murathan Mungan
Göç yeni bir hayata başlangıç olduğu kadar, o ana kadarki tüm hayatımızı da bir biçimde geride bırakmaktır.
Bavulumuzda sığdırabildiğimiz kadar kişisel eşya ve belleğimizde irili ufaklı pek çok anıyla beraber, hayalini kurduğumuz ama aslında hiç de “bizim olmayan” bir yurda adım atarız. Ve ardından, çok kısa bir süre sonra başlayan bir yas süreci…

GÖÇÜN PSİKANALİTİK YANSIMALARI II:
AYRILMA VE BİREYLEŞME
Ozan Erkovan
“Tüm bebekler bir miktar kendilerini riske atma eğilimindedirler ve annelerinin sarmalayan kollarından biraz uzak dururlar. Motor beceriler açısından yapabilir olduklarında da annelerinin dizinden usulca aşağı kayarlar. Bununla birlikte olabildiğince annelerinin dizinin dibinde kalarak ya da emekleyip dönecek şekilde oynarlar.”
(Mahler, 1974)
“Bir insan varmakta olduğu sonu bilir ama bir daha dönüp dönmeyeceğini, ilk başladığı yere geri dönüp o başlangıcı benliğinde tutup tutmayacağını bilemez.”
(Le Guin, Yerdeniz Büyücüsü, s.131)

DİLİN İKİ EVİ:
GÖÇ, ANADİLİN KAYBI ve YENİDEN KURULAN BİR “AYNADAKİ AVLU”
Lale Vatan
Annedilimi belki şehirlerarası trenin lokantasında kaybettim.
Emine Sevgi Özdamar, Annedili
Göçmenlik, yalnızca bir valizi değil, sözcüklerin ritmini de taşımaktır. Anadilin ilk evde bıraktığı izlerle başlayan bu yolculuk, yeni bir dilde aynalı bir avlu kurmaya doğru ilerler. Emine Sevgi Özdamar’ın Annedili ve Aynadaki Avlu öyküleri, göçmen deneyimini kayıp ve yeniden kurma arasındaki iki kutup üzerinden, duyularımız ve hayallerimizle hissedilebilecek bir yolculuğa dönüştürür.

ÇOCUKLUKTA GÖÇ DENEYİMİ: PSİKOSOSYAL ZORLUKLAR, UYUM VE KORUYUCU FAKTÖRLER
Sebla Endürlük
Göç, yalnızca bir coğrafyadan diğerine yapılan bir “yolculuk” değildir. Aynı zamanda bir kimliği, bir geçmişi ve kişisel bir hikâyeyi de beraberinde taşımaktır. Bu nedenle göç deneyimi, her birey ve her hikâye için farklı ve kendine özgü bir anlam taşır. Zaman içinde “göç” kavramı, bireysel deneyimlerimizle yoğrulan ve yaşantılarımızla şekillenen çok katmanlı bir olgu hâline gelir.
Peki, göç çocuklar için ne anlam ifade eder ve çocukları nasıl etkiler?

GÖÇ ve PSİKOSOMATİK:
Söylenmeyen Sözcükler Nereye Gider?
Sedef Ayhan
Yunanca “ruh” anlamına gelen “psyche” ile “beden” anlamına gelen “soma” sözcüklerinin birleşmesinden oluşan psikosomatik kavramı, psikolojik kökenleri olan bedensel hastalıkları tarif etmek için kullanılır.
Ağrıların, sindirim sistemi sorunlarının, cinsel işlev bozukluklarının, deri, solunum ve kalp hastalıklarının… pek çoğu psikosomatiktir.
